Padmé Göreve Gidiyor, Thrawn: Alliances

0

Star Wars Show’da dün Padmé Amidala’nın, yazar Timothy Zahn’ın yeni romanı Thrawn: Alliances hikayesinin bir parçası olacağı açıklandı. StarWars.Com’da ise romandan Padmé ile ilgili kısımdan alıntı yaptı. Bizde bu alıntıyı sizler için çevirdik, aşağıdan okuyabilirsiniz.

Duja’nın gemisi, -Padmé gerçek ismini bilmiyordu, fakat şu anda ID sinyali adının ”Olasılık” olduğunu gösteriyordu- küçük ve sıkış tıkıştı. Normal bir gözlemciye göre tamamen zararsız gözükebilirdi.

Fakat normal bir gözlemci böyle düşünürse hata ederdi. Gemi ekstra kalkanlarla, önde ve arkada olmak üzere çifte lazer toplarıyla ve son teknoloji proton torpidolarıyla donatılmıştı. Basit bir taşıma gemisinden çok küçük bir savaşçı olan bu gemi, Batuu’nun acınası polis güçlerinden kolaylıkla kaçmıştı.

Muhteşem bir kaza yapmalık, diye aptalca düşündü kaçış podunun kokpitinde.

Hâlâ Vulture droidinin onu yakaladığını bilmiyordu. Sisteme girdiği anda Mokivj’e doğru yöneldi ve geniş ovaları, ağaçlarla dolu ormanları ve gölleri olabildiğince alçak bir irtifada aştı. Geminin küçük boyutu düşünüldüğünde, Duja’nın koordinatları etrafında devriye gezen gemilerin onu fark etmemesi gerekiyordu. Tabii ki, böyle bir şey olmadı. Vulture onu mıhlamıştı. Padmé neler olduğu anlayamadı. Görünüşe göre Batuu’daki polis kovalamacasında düşündüğünden daha fazla hasar almıştı. Gemi parçalanmadan önce, kaçış podunu fırlatabilmek için yeterli yüksekliğe çıkacak zamanı anca bulabildi.

Ve şimdiyse, aşağıdaki tepelere kontrollü bir şekilde düşerken üstündeki Olasılık’ın uzaklardaki manzaraya doğru alevler içinde ilerlemesini izledi.

Duja’nın kendisi gibi, gemisi de son bir mücadeleyle karşılaşmıştı ve kaybetmişti. Şimdi ikisinin de intikamını almak Padmé’nin elindeydi.

Fakat gittikçe bu pek mümkün görünmemeye başladı. Olasılık’ın parçaları hâlâ yanıyor ve duman çıkarıyordu. Çoktan ufukta toplanmış birçok vulture droidi görebiliyordu. Şu ana kadar kaçış podunu, enkazın geri kalanı arasında fark edememiş gibi gözüküyorlardı. Ama repulsorliftleri devreye girdiği anda yörüngedeki yapay sapmadan dolayı yerini bulmaları çok uzun sürmezdi.

Bulamasalar bile aşağısındaki arazi kaçmak için hiç uygun değildi. Tüm yamaç sivri ve pürüzlü kayalarla, çimlerle, geniş otlarla kaplıydı ve kilometrelerce boyunca gizlenebileceği bir yer yoktu. İneceği yerdeki menderesli nehirden bir güneş ışığı parıltısı yansıdı. Tepelerin üstünden gelen bir rüzgarın otları oynattığını gördü.

Nefesini tuttu. Nehir.

Riskli olacaktı fakat elindeki tek şans buydu. Ufuktaki vulture droidlerine son bir kez baktı ve ellerini kontrol paneline götürerek işe koyuldu.

Kaçış podunda, içindeki kişinin istediği yere inmesi sağlayan standart bir dümen vardı. Ama tıpkı repulsorliftler gibi, iticilerin de vulture droidlerinin dikkatini çekme riski vardı. Şans eseri, nehir hemen altındaydı ve gemiyi doğru vektöre oturtması için kontrolleri küçük bir dürtüklemesi yetmişti. Hızla yaklaşan nehri izledi ve çarpmanın etkisinin,  droidlerin dikkatini en az çekebileceği -ve de belinin kırılma ihtimalinin en az olduğu- noktayı kestirmeye çalıştı. Elli metre kalmıştı. Kırk… Otuz… On… Kendini çarpmaya hazırladı ve repulsorlift kontrollerine asıldı.

Programladığı ani hız kesmesi düşündüğünden çok daha yoğundu. Birden oluşan  çoklu g-kuvveti onu koltuğuna sert bir şekilde çarptı. Buna rağmen kaçış podu büyük bir su sıçratarak nehire çarpmıştı. Padmé camdan geminin batmasını izledi. Repulsorliftleri kapadı ve rahatlamış bir şekilde soluklandı.

Ama repulsorliftlerin birden aktive olmasını beklemiyordu.

Kontrolleri tekrar eline aldı ve manual bir kapatmaya zorladı. Ama bu da yetmemişti. Repulsorliftler olmadan bile gemi yeterinde kaldırma kuvvetine maruz kalıyordu ve yavaşça yüzeye geri çıkmaya başlamıştı. Büyük ihtimalle her türlü duruma karşı kasıtlı yapılmış bir güvenlik tasarımıydı bu.

Suyun üstünde yüzen bir kaçış podu onun yakalanışını neredeyse garantileyecek bir şeydi.

Gözlerini panele dikti ve bir ilham gelmesini umdu. Güvenlik protokollerini bozmasını ve tekrar batmasını sağlamak için ayrofoil ile ilgili bir şey ya da bir ağırlık aramaya çalıştı. Ama geminin tasarımcısının böyle bir durumu düşünmediği açıktı.

Bu durumda tek bir şansı kalmıştı. Dişlerini sıktı ve ekrandan su seviyesini izlerken kapak tuşuna bastı.

Bir anlığına hiçbir şey olmadı. Su seviyesi ekranda azalmaya devam ediyordu ve gemi yukarı çıkmaya devam ediyordu. Ardından buna karşı çıkarmışcasına bir gacırdama duyuldu,  tüm o dış basınca rağmen kapak açılabilmişti.

Ve nehirin suyu hızlı bir şekilde poda dolmaya başladı.

Bacaklarına değen buz gibi kaynak suyu Padmé’nin nefesini kesmişti. Beklediğinden çok daha soğuktu. Su çabucak ayağının etrafında toplanmış, bacaklarına tırmanmıştı ve Padmé’nin pantolonunun altındaki derisini hissizleştirmişti. Pod çok hafifçe yükselmeye devam etti, sonra da durdu. Su seviyesi Padmé’nin diz kapaklarına kadar geldiğinde ise pod tekrar batmaya başladı.

Tekrar kapak tuşuna bastı ve suyun elektronik cihazları ve motorları bozup bozmadığını merak etti. Fakat kapak emrine uymuştu ve suyu keserek kapanmıştı. Camdan dışarı, yukarı baktı ve pod batarken güneşin nehir yüzeyinde oynaşan ışıklarını izledi. Pod nihayet nötr bir kaldırma kuvvetine sahipti.

Aletlerini kontrol etti. Değerler tam belli değildi fakat podun tavanı su yüzeyinden dört metre kadar batmıştı. Biraz şanslı olursa, bu onun Ayrılıkçıların aramasından kurtarmaya yeterdi.

Aslında daha fazla şansla, imalat fabrikasına direkt olarak gidebilirdi. Çoğu endüstriyel işlem büyük su stokları gerektirirdi ve bulunduğu nehir de Duja’nın verdiği koordinatlara doğru ilerliyordu.

Yine de aramadan kurtulmadığı sürece yapabileceği hiçbir şey yoktu. Kapatabileceği her şeyi kapattı ve ayaklarını kontrol panelinin üstüne uzatıp suyla temasını kesti. Uzun bir bekleyiş için yerleşmişti.

Buraya konforlu olmak için gelmemişti. Buraya geliş sebebi, Duja’nın boşuna ölmediğinden emin olmaktı.