The Clone Wars’un Abartılan Bir Seri Olması

0

Bir Hayal Kırıklığı


The Clone Wars iyisiyle kötüsüyle şuan ki çıkan animasyon serilerinin hepsini sollamaya yetecek kapasitede olsa da zamanında Lucas’ın dediği gibi “Star Wars hayranlarına hiç bir şey beğendiremezsiniz.” sözünün ne kadar doğru olduğunu hatırlatarak yazımıza başlıyoruz. The Clone Wars, çoğu fanın çocukluğuna bir renk katan bu seri akıllarda kaldığı kadar iyi bir seri miydi? Yoksa sadece diğer çoğu şey gibi sadece bununda mı tek özelliği hayatımıza çok yanlış zamanda girmiş olması mıydı? Velhasıl kelam şimdi tekrar izlesek o hissi alabilir miyiz?  Karşınızda The Clone Wars incelemesi; 

Cevabı üzülerek veriyoruz, çünkü The Clone Wars en az Rebels kadar çocuklara hitap eden bir seri olduğu gözle görülür bir gerçek. Ve doğurduğu mantık hatalarını anlamak için evrenin altını üstüne getirmeye bile gerek yok. Bazı şeyler gözümüze o kadar sokuluyor ki biz bile “Ne izledik” cümlesini kurabiliyoruz. 

The Clone Wars, bize çok şahane ve filmlerdeki sahneleri kıskandıracak nimetler sunsa da 6 sezon, 121 bölümde topu topu 10 güzel bölüm çıkarabilir. Her ne kadar güzel bölümleri ile gönlümüze taht kurmuş olsa da gereksiz, absürt ve açık bir şekilde  kötü bölümleri, örneğin: Jar Jar‘ın tek başına bir gezegeni kurtarması, Grievous‘un Gungan‘lardan dayak yemesi,  Ahsoka‘nın Grievous’un elinden kurtulması bir yana, çelişen bölümleri ile örneğin: Grievous’un Anakin‘i daha önce görmüş olması, Anakin ve Dooku‘nun defalarca karşılaşmış olması, “Biz ne izledik” sorusunu kendimize tekrar tekrar sormamıza neden oluyor.

Grievous, Gungan’lar tarafından hurdaya çevrilirken.

Ruhsuz Yeni Karakterler


Serinin bir diğer vicdan sızlatan olayı ise Ahsoka Tano gibi ruhsuz yeni karakterleri evrene eklemesinden ziyade Grievous gibi var olan bazı  orijinal karakterlerin gelişimleri ile oynayarak onları birer oyuncağa çevirmiş olmasıydı. Tek bölümde görünüp ölen veya kendisinden bir daha haber alınmayan karakterleri saymaya bile gerek duymuyoruz. Ama bir karakter var ki, o karakterin adını bile duymak çoğu fanın sinirlerini bozmaya yetiyor;

Ustasının düşünemediği şeyleri düşünen, geniş ağızlı, söz dinlemez, başına buyruk bir padawan ve bundan şikayetçi amatör ustası. Bu usta çırak ilişkisi bir yerden tanıdık geliyor mu? gelmiyorsa söyleyelim Ahsoka ve Anakin ilişkisi tam anlamıyla Obi-Wan ve Anakin ilişkisinin bire bir kopyası bir durumda.  Aynı zamanda  Ahsoka Tano tam bir Mary Sue sınıfında yaratıcısı tarafından abartılan, diğer karakterleri aşan ve aptal yerine koyan zorlama bir karakter. General Grievous gibi bir katilin elinden defalarca kurtulması da bunun en büyük kanıtı olsa gerek.

Lakin bu karakterde beni en çok üzen şey ise diğer bir çok karakter gibi araya sonradan sıkıştırılan bir karakter olması bu da hikayesel bir çok mantık hatasını birlikte getiriyor. 2008 yılında yaratılmış bir karakter olduğu için önce çıkan tonlarca kitapta bahsinin geçmemesi ondan sonrakilerle de geçmeyecek olması aslında Genişletilmiş Evren teriminin bir kez daha bitmesine yol açıyordu. Lakin yeni Canon‘da bu hatanın farkına varmış olsalar gerek Rebels’ta karşımıza daha orijinal bir Ahsoka çıkmış durumda.

Ahsoka Tano, Anakin Skywalker ve Obi-Wan Kenobi.

Mantık Hataları


“Grievous bir canavar
Ayrılıkçı kumandan bir hilkat garibesi, droid ve etin birleşimi.. Bu yarı canlı yaratık, milyarların katili. Gezegenler onun emriyle yakıldı ve Konfederasyon’un kötülük dahisi. Zaferlerin mimarı. Gaddarlıkların yazarı.. Ve droid parçalarında, geriye kalan yaratık etinden çok daha fazla merhamet var…”

Yukarıda okuduğunuz yazı Sith’in İntikamı romanından. Lakin dizi de Grievous’u bir tek Ahsoka’nın şamar oğlanına çevirmediği kalıyor. Ki ObiWan‘ın Sith’in İntikamı filminde özel olarak gönderildiği Windu ve Yoda gibi dönemin en güçlü ustaları bile bu karakterin  gücünden ve heybetinden bir hayli haberdarken; karakteri bu kadar basite indirgerken hatta senaristlerin vicdanının nasıl nasıl sızlamadığını merak etmemek elde bile değil.

Yüce Grievous’a son kez saygı duruşunda bulunuyoruz.

Seride elimizi nereye atsak mantık hatası ile karşılaşmak mümkün. Çip olayları Canon’a normal bir şekilde yerleşmiş olsa da; Clone Wars dizisinin Legends ile Canon arasında bir köprü sıfatı taşıdığını unutmamak gerek. Yani Clone Wars hem Canon hem de Legends sıfatına giriyor. Bu yüzden Çip olayı bir kez daha Genişletilmiş Evren’i yani Legends’i yerle bir ediyor. Legends’in Klon Savaşları için yazılmış olan onlarca dökümanı geçersiz kılıyor. Ki yerle bir ettiği hikaye bile bir çok mantık hatasını doğuruyor. Peki nerede mi bu mantık hatası;

Arkadaşlar Jedi’lar salak değil, gözlerinin önünde bu kadar açık bir tehdit varken klonlara güvenmeleri veya olayları akışına bırakmaları çok sinir bozucu. Ki aynı zamanda olayın diğer yüzünde Palpatine, zevklerine düşkün bir adam olabilir ama planını hiç bir taktirde basit bir klona anlatıp üstüne onun kaçmasına izin vermez. Evet dediğimiz gibi Palpatine, eğlenmeyi iyi bilen bir adam buna çok kez şahit olduk ancak işini bu kadar riske atacak bir adam değil. Bu da akıllarda bir çok soru işareti bırakmaya yetipte artıyor.

Fives death ile ilgili görsel sonucu

Yoda’nın Güç ile bir olmayı öğrendiği Force Priestesses‘ler ise bir diğer mantık hatasını doğurdu; Lucas’ın orijinal üçlemeden bu yana süre gelen Ancient Order of the Whills yani Whills rahipleri hikayesi ile çelişerek mantık hataları doğuruyordu. Bu Ruhsal veya tanrısal varlıkların aslında Whills rahipleri olduğu hakkında teoriler dönse de senaristler bize bu konu hakkında hiç bir bilgi vermemişlerdi. Sonradan Dave Filoni‘nin Rebels ile birlikte Güç’ün bize aktarılan boyutunu değiştirdiğini ve Lucas’ın orijinal hikayesinin geçersiz konuma düşürdüklerini görmüş olduk.

The Force Priestesses

Hepsi bu kadar da değil Rebublic Commando serisine göre anlatılan Mandalorian kavramı ile tam anlamıyla çelişen bir Mandalorian bölümleri görüyoruz. Republic Commando serisinin yazarı Karen Traviss, Mandalorian bölümleri yüzünden istifasını bile vermiştir.

Bir diğer önemli ayrıntı ise Anakin’in yara izinin Yavin Savaşından yaklaşık  20 yıl önce Rendili  savaşından kısa süre sonra oluşmuş olmasıdır. Ancak dizi Yavin Savaşından 22 yıl önce başlıyor ve Anakin’in yara izi nasıl olmuşsa 2 yıl önceden yerini korumakta. Son olarak Grievous’un öksürüğünün sebebi Windu’nun Force Crush‘ı olmasına rağmen (Coruscant savaşı sırasında Sith’in İntikamı’nın hemen öncesi) dizide her görüldüğü yerde öksürdüğünü belirtmeden edemiyoruz.

Hondo‘nun Anakin’i düelloda zorladığı  veya Jar Jar’ın tek başına gezegen kurtardığı veya Yoda’nın tüm olayları görüp hiç bir tepki vermediği  bölümleri anlatmaya bile gerek duymuyoruz.  Ki şunu da belirtmek gerek dizinin başındaki isimlerden Dave Filoni, mantık hatasını kabul ederek  “Genişletilmiş Evreni çok ciddiye alıyorsunuz.” diye bir açıklama bile yapmıştır.(!)

Dirilen Karakterler


Dizi, ölen karakterleri hiç bir açıklama yapmadan diriltme konusunda da ustalaşmış durumda. Adi Gallia, Boz Pity Savaşı sırasında Grievous tarafından katledilmiş olmasına rağmen, Jedi Üstadı Adi Gallia’nın Florrum‘da Savage Opress tarafından tekrar öldürüldü. Ve hiç bir açıklama yapılmadı. Bir diğer mantık hatası ise savaşın ikinci yılında ölen Even Piell ile ilgili bu karakter Coruscant Nights serisine göre Order 66 sırasında ölüyordu. Jedi Üstadı Eeth Koth ise Geonosis Savaşı sırasında açıkça öldüğü belirtilmesine rağmen dizide hiç bir şey olmamış gibi geri getirilmişti.

Adi Gallia deaths ile ilgili görsel sonucu

Akıllardan Çıkmayan Efsane Bölümler


Kuşkusuz serinin en güzel bölümleri The Ones bölümleriydi. Hala canımın sıkıldığında geriye dönüp tekrar tekrar izlediğim bu bölümleri özel yapan şey aslında Fate of The Jedi serisi ile bağlantılı olmasıydı. Anakin Skywalker bu maceraları yaşarken yaklaşık 60 sene sonra oğlu Luke Skywalker, yaşayan son Celestial olan Abeloth ile savaşıyor ve hikaye birbirlerine bağlı bir şekilde ilerliyor. Buda bu bölümleri paha biçilmez bir hale sokuyordu. Derin karakter örgüsü ve Lucas’ın bile tam olarak ele alamadığı Kehanet kavramına bam başka bir boyut katmıştı. Hikayesel derinliği, epik atmosferi ve  yeniden şekillendirdiği olay örgüsü ile akıllardan çıkmayan bir hikaye sunduklarını inkar etmemek elde değil.

 

Kuşkusuz bir diğer akıllardan çıkmayan bölümler ise Darth Maul‘un ön planda olduğu bölümlerdi. Maul gibi bir karakterin Gizli Tehlike‘de ölmesi gerektiği için öldüğünü biliyoruz. Lakin bir diğer bildiğimiz gerçek Lucas’ın da bu konudan pişman oluşu. Tam da bu yüzden Maul, The Clone Wars ile tekrar karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla çok konuştuğu için yoğun eleştiri tufanına kapılsa da, Maul’un Gizli Tehlike’de bu kadar konuşmama sebebini ustası Darth Sidious‘a bağlayabiliriz. Sidious gibi bağlı kaldığı biri olmayınca zincirlerini koparmış, tam gücünde ve aynı zamanda da harika bir şekilde kurgulanmış bir plan ile karşımıza gerçekten bir Sith çıkıyor. Maul, Sith’in İntikamı’ndan beri tatmadığımız o Sith kurnazlığını tekrar tattırıyor.

Akıllardan çıkmayan bölümlerden farklı olarak bu dizi bizlere Coruscant gibi metropol şehir gezegenin; o kasvetli sokaklarını, yer altı katmanlarını, şehir sakinlerini ve yaşantılarını yakından gösterdi. Barlar, evler, dükkanlar, sokak satıcıları, haydutlar ve evsizler gibi daha çokça sayabileceğimiz renkli içeriklere sahip. Coruscant dışında farklı gezegenlerde tarımla uğraşan yerliler, farklı gezegenlerin bitki örtüleri, yerlilerin yaşantılarını da yakından görme fırsatına erişmiş olduk.

Velhasıl kelam; The Clone Wars’un ince göndermelerini, eşsiz sinematografisi ile gönüllerimize taht kurmuş bu seriyi kötü yanları ile değil  iyi yanları ile hatırlamaya çalışmaktan başka bir şey gelmiyor.